Ana içeriğe atla

Erdoğan'ın üçüncü büyük hatası

Politika
Türkiye

Ekonomi ve dış politikada deniz tamamen bitmiş durumda, hukuk devleti yerlerde sürünüyor; en önemlisi de vicdan kanamaları çok ciddi noktalara ulaşmış durumda.

Çocukluğumuzda mahalle arasında, yaz aylarında okul bahçelerinde minyatür kale top oynarken “üç korner bir penaltı” kuralı vardı, penaltıyı da kalecisiz minyatür kaleye arkamız kaleye dönük olarak topuğumuzla atardık, iyi top tekniği olanlar da bu penaltıları kaçırmazdı.

AKP’nin dünyaya, Türkiye’ye, kadın-erkek ilişkilerine, ekonomiye, hukuka nasıl baktığı başka bir konudur, bu bakış açılarını beğenmeyebilirsiniz, zaten öyle artık ama vahim siyasi hata başka konudur.

Bu ölçüde vahim siyasi hata bu hatayı yapanın kendisini de bitiren hata demek.

AKP, isterseniz Cumhurbaşkanı Erdoğan da diyebilirsiniz, daha gerçekçi olur, geçtiğimiz altı ay içinde üç çok vahim hata yaptı.

Bu vahim siyasi hatalar, ekonomide, hukuk devleti çerçevesinde yapılan ihlallere, çok üzücü vicdan kanamalarına  eklendiler.

2019 senesini negatif ya da sıfır büyüme ile kapatacak olmamız ekonomide, hukuk devletinde yapılan büyük hataların çok net bir göstergesi.

“Hukuk devleti hataları ile negatif büyümenin ne alakası var?” demeyin lütfen, hukuk devletinde uluslararası sıralamalarda en gerilerde olmasa idik doğrudan yabancı sermaye yatırımları yerlerde sürünmez, büyüme negatife inmez, tarım dışı işsizlik yüzde on beşe çıkmazdı.

Bu hukuk ve ekonomi hatalarına sadece son altı ay içinde üç çok vahim siyasi hata daha eklendi.

Muhalefetin top tekniği pardon siyasi becerisi iyi ise bu üç kornerin pardon siyasi hatanın ürettiği penaltıyı mutlaka gole çevirmesi gerekiyor.

31 Mart İstanbul seçimlerinin iptali ve tekrarı çok büyük bir siyasi hata idi; hukuki hata demiyorum, çünkü karar tümü ile siyasi bir karardı.

Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehir belediyelerine kayyum atanması ikinci çok vahim hatayı oluşturdu; bir parça izan ve vicdan kırıntısı taşıyan herkes bu kararın bir intikam kararı olduğunu görüyor ve kabul etmiyor.

Millet ittifakının, CHP’nin, Ekrem İmamoğlu’nun 25 sene sonra İstanbul’u geri almaları sürecinde çok büyük bir rolü olan, seven, sevmeyen herkes bunu kabul ediyor, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun yedi sene önce attığı tweetler nedeniyle yaklaşık on sene hapis cezası almış olması vahim siyasi hatalar zincirinin, şimdilik kaydı ile söylüyorum, son halkası oldu.

Maalesef bu yargı kararının tamamen siyasi bir karar olduğu yönünde çok yaygın bir kanaat var, ben de bu kanaate katılıyorum, bu durum meselenin vahametini daha da arttırıyor.

Anlaşılan AKP için İstanbul’u kaybetmenin maliyeti belki bizim öngörülerimizden de büyük ki bu sürece etkin katkı yapan herkesi cezalandırmak istiyorlar.

AKP yönetimi, Erdoğan büyük bir panik içindeler, arka arkaya çok vahim hatalar yapıyorlar.

Ekonomi ve dış politikada deniz tamamen bitmiş durumda, hukuk devleti yerlerde sürünüyor; en önemlisi de vicdan kanamaları çok ciddi noktalara ulaşmış durumda.

Son üç çok vahim siyasi hata Türkiye için kabul edilemez bu çirkin manzaranın üzerine oturdu.

Gelinen bu noktada muhalefete büyük bir görev düşüyor.

Muhalefetin 23 Haziran’da yakalanan o muhteşem momentumu kaybetmemesi lazım.

Bu konuda, bu momentumda maalesef bir soğuma hissetmiyor değilim; Allah’tan AKP kayyum atamaları ile, Kaftancıoğlu sözde yargı kararı ile soğuma emareleri gösteren momentumu tekrar ısıtıyor.

Türkiye bir biçimde çok kısa vadede seçime gitmenin yolunu bulmalıdır; bu temennim sadece siyasi bir tercih de değildir çünkü Türkiye bir ülke olarak, ahlakıyla, doğasıyla, ekonomisiyle, hukuk devletiyle, eğitimiyle, laik devlet prensibiyle, dış politikasıyla, güvenlik anlayışıyla baş aşağı gitmektedir ve bu gidiş demokratik yöntemlerle, en kısa vadede ikiz seçimlerle durdurulmalıdır. 

AKP bu ülkeyi artık yönetememektedir, elinde siyasi bir kozu kalmamıştır.

Ancak, yazıyı bitirmeden söylemek istediğim ve benim çok önemsediğim başka bir konu daha var.

Ekranlarda tartışma programlarında, besleme basında, belki en önemlisi TBMM TV’den bazen Meclis oturumlarında izlerken gördüğüm AKP’liler ya da destekçileri Türkiye gibi çok önemli bir ülkede siyasi iktidarı taşıyabilecek bir birikime sahip değiller.

Benzer bir sorun kanımca muhalefet için de mevcut ama herşeye rağmen muhalefet unsurlarının beşeri sermaye kalitesi bir gömlek daha yukarıda galiba.

Aslında işi gücü bırakıp ya da daha doğru bir ifadeyle temel iş olarak eğitimi ele alıp tartışmamız gerekiyor.

Eğitim derken muradım eğitimle, hele mevcut eğitimle meseleleri çözeriz hiç değil ama eğitim konusuna mutlaka ciddi bir yaklaşım gerekiyor.

Başta CHP ve HDP, tüm muhalefet, üç kornerin ürettiği penaltıyı iyi değerlendirmek zorundadır.

1 Yorum

Yorumlar

Yeni yorum ekle